ard arda avrupa şampiyonluğu ve dünya kupası kazanan tek ülke batı almanya (1972 ve 1974) olurken, ard arda dünya kupası ve avrupa şampiyonluğu kazanan tek ülke fransa (1998 ve 2000) oldu.
bu turnuvanın en dikkat çeken takımı hollanda'dır. maç öncesi birçok kişi kupayı hollanda'nın alacağına inanmaktadır. efsanevi teknik direktör rinus michels yönetiminde "total football" oynayan hollanda, oynadığı futbolla taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanmış, göze hoş gelen bir futbol oyunu tutturmuştur.en büyük yıldızı johann cruyff'tur. karşıda, helmut schoen yönetiminde, kaptanlığını franz beckenbauer'in yaptığı batı almanya vardır.7 temmuz 1974 tarihinde münih olimpiyat stadı'nda yaklaşık 75.000 kişinin önünde oynanan karşılaşmada hollanda, 2. dakikada johan neeskens ile bulduğu penaltı golüyle 1-0 öne geçerken; batı almanya adına 25. dakikada paul breitner durumu penaltıdan 1-1'e getirmiş, 43.dakikada gerd müller alman takımını 2-1 öne geçirmiştir.ikinci yarıda gol olmayınca batı almanya kupaya uzanmıştır.maçı ingiliz hakem john keith taylor yönetmiştir.
maça hollanda'nın vuruşuyla başlanmış, hollanda'nın penaltı kazanmasına kadar geçen 80 saniyelik sürede alman takımı topa hiç sahip olamamıştır.hoeness'in cruyff'u düşürmesiyle hollanda'nın kazandığı penaltı vuruşunun golle sonuçlanması üzerine batı almanya daha topa sahip olamadan yenik duruma düşmüştür.
1970 yılında brezilya'nın jules rimet kupası'nın ebedi sahibi olmasından sonra tasarlanan yeni kupaya "fifa dünya kupası" adı verilmiş, böylelikle bu kupayı kazanan ilk takım batı almanya olmuştur.
finalin oynandığı dönemde avrupa şampiyon kulüpler kupası'nda da hollanda ve batı almanya takımlarının üstünlüğü vardır.1970 yılında feyenoord rotterdam, 1971-1972-1973 yıllarında ajax amsterdam, 1974-1975-1976 yıllarında bayern münih avrupa şampiyonu olmuşlardır.
yıl 1974, dünya kupası’na ev sahipliği yapan batı almanya ile hollanda final oynamaya hak kazanmışlar. finalden bir gün önce almanya’nın “tabloid”lerinden bild zeitung’da bir haber: hollanda-brezilya maçından bir gece evvel dört hollandalı oyuncu kaldıkları wald hotel’deki havuzda alman hayat kadınlarıyla alem yaparken yakalandılar. o dört oyuncunun kimler olduğu bild’de zikredilmiyor ancak, hollandalı oyuncuların tümü ve kafile yetkilileri bu haberin asılsız olduğunu iddia ediyorlar.
önce, bunun alman medyası tarafından tezgahlanan psikolojik bir savaş taktiği olduğunu iddia eden hollandalılar daha sonra buna benzer bir olayın yaşandığını ancak, kadınlara para veren bild gazetesinin olayı abarttığını itiraf ediyorlar.
final maçında cruyff kendisinden beklenen performansı gösteremeyince b. almanya maçı 2-1 kazanıyor. iddiaya göre finalden önceki gece cruyff’un karısı danny, telefonda saatlerce kocasının başının etini yiyerek hesap sormuştur. öyle ki, finalden birkaç gün sonra cruyff, bir basın toplantısı yapar ve 4 yıl sonraki dünya kupası’na katılmayacağını söyler. tüm baskılara rağmen katılmamıştır da!
maçın daha 80. saniyesinde hollanda lehine penaltı noktasını gönderen ingiliz hakem john keith taylor'ın yanına bir alman futbolcu sakin bir şekilde gelir ve yüzüne bakarak sadece "sen ingilizsin" der.
halit kıvanç'ın 1983 basımlı "gool diye diye" kitabından;
7 temmuz 1974 münih'in olimpiyat stadı'ndayız. tribünlerde 77 bin seyirci var. ama, televizyonları başında, milyonlar seyrediyor bu büyük finali... ve. türk sporseverleri de... genç meslektaşım tansu polatkan'la birlikte, mikrofon başındayız. yerinde izlediğim 5'inci dünya kupası finali... mikrofon başında anlattığım 3 üncü final oluyor. ve televizyonda naklettiğim ilk dünya kupası finalim.
ingiliz hakem john taylor'un düdüğü oyunu başlatırken, takımlar şöyle:
oyun penaltıyla ve golle başladı. daha, 2'nci dakika dolmadan, cruyff topla ceza alanına dalmış ve vogts'un sert müdahalesiyle kendini yerde bulmuştu. tipik bir penaltıydı bu. ingiliz hakem de vermekte tereddüt etmedi. neeskens geldi topun başına.. bu kupa'da cruyff'tan sonra en çok beğenilen hollandalıydı neeskens. toplara sert vurmasıyla tanınmıştı ve öyle vurdu.. gol: hollanda: 1 - federal almanya: 0.
almanya kendi evinde kupayı alamayacak mıydı? oysa, nasıl 1966'da ingilizler daha ilk günden "kupa bizim" demişlerse. burada da hergün evsahibinin" sloganını duyuyorduk. öte yandan "dünya kupası finallerinde ilk gol çoğu kez uğursuz gelir" diyen bir inanç da vardı. kaç dünya kupası'nda öyle olmuştu. ilk golü atan takım, sonunda yenilmişti. ancak, dört yıl önce meksika'da brezilyalılar bu inancı yıkmış, hem ilk golü atmış, hem de kupayı almışlardu. şimdi bakalım hangisi tekrarlanacaktı bugün?
almanlar, yedikleri golle birlikte hızlandılar bir penaltıya, beraberlik golüne kadar ulaştı bu hız... bu kez düşürülen, hölzenbein'di penaltı yine tartışılmazdı. ingiliz hakem taylor'un iki önemli kararı da onaylanacak doğruluktaydı. breitner geldi topa vurmak için.. almanlar'ın büyük futbolcusu.. öyle bir vurdu ki, kaleci jongbloed'e topu ağlardan çıkarmaktan başka iş kalmamıştı.
1-1'lik durum uzun süre devam ediyor, herkes, ilk yarının böyle kapanacağını beklerken.. bonhoftan başlayan atak, bir kupa değerindeki gole kadar gitti. hollanda kalesi önünde topu yakalayan gerd müller, önce vuramadı kaçırdı. sonra da dışarıya gönderiyormuş gibi hafif vurdu. oysa, akıllı, isabetli bir vuruştu. ve almanya'nın maçı 2-1 kazanmasını sağlayacak olan golü yaratıyordu bu vuruş... tribünlerde alman seyirciler havalara sıçrıyordu. hollandalılar ise, topun o nazlı nazlı gidişi sırasında bir tek savunma adamının uzanıp da topa dokunamamış olmasına şaşıyordu, üzülüyordu.
ikinci yarıda karşılıklı çabalar 2-1'lik durumu değiştiremeyecekti. sadece sertleşmişti oyun. ingiliz hakem faul üstüne faul çalıyordu. maç boyunca tam 33 faul olmuştu 23'ünü yapan hollandalılardı. maçtan önce beckenbauer'in mi, yoksa cruyff'un mu daha büyük olduğu tartışılıyordu. maçta ise, tartışmadan vazgeçiliyordu. çünkü, ikisi de büyüktü. maçın yıldızları, beckenbauer ve cruyff'tu. ne var ki cruyff'un şahane futbolunu alkışladığım kadar, bazı gereksiz davranışlarına, şımarıklık gibi görünen hareketlerine de kötü puan verdiğimi belirtmek isterim. cruyff için her zaman bu vargıya sahip oldum. çok büyük futbolcu.. ama. efendilik, centilmenlik açısından hiçbir zaman bir pele değil, bir eusebio değil, bir beckenbauer değil, daha birçok kişi değil... hemen her maçında sarı kart gören, her düdükte hakeme doğru protesto hareketleri yapan, maruz kaldığı her sertlikte rakibiyle ağız dalaşına giren, hatta itişmeye kalkışan, cruyff'tu hep... o çaptaki bir yıldıza yakışmayan davranışlardı bunlar... ne bileyim, sevenleri gücenmesin ama . pele, eusebio, didi, fontaine. beckenbauer ve o büyüklükteki büyüklerin yanında, bazı şımarık davranışlarıyla çruyff, harika futbol oynayan bir mahalle çocuğu izlenimini bırakıyor. futbolun tahtına çıksa da..
evet, 1974'de de 1966'daki gibi "evsahibi" ulaştı "mutlu son"a... ancak, maç akşamı sabaha kadar bira fıçılarını deviren almanlar, şarkılar söyleyerek münih sokaklarında dolaşırken, alman milli takımı onuruna verilen ziyafette, hava hiç de öyle tatlı değildi. bazı ünlü alman futbolcuları, eşlerine kaba davranıldığı gerekçesiyle olay çıkarıyor, ziyafette başlayan bu olay daha sonra büyüyordu. bövlece, alman milli takımı dünya şampiyonu olduğu akşam darılmaya başlıyordu.
1954... 1974... tam 20 yıl aralıkla almanların iki şampiyonluğunu görmüştüm.
hollanda turnuva boyunca aldığı başarılı sonuçlardan ötürü kağıt üstünde favoriydi. ama batı almanya son avrupa şampiyonuydu ve helmut schön gibi bir ustanın elindeydi.
breitner : “hollandalılar havaya girmişti”
hollanda turnuvanın en başarılı takımıydı ve futbolcuları da kendilerine gerçekten çok güveniyorlardı. alman savunmasının bel kemiği breitner, “hollandalılar maçtan 1 saat evvel, şampiyonluğu kutlar gibiydiler” diyecek, kaleci maier de, bu andan sonra “ amsterdam laleleri’ni yeneceğimize yürekten inanmaya başlamıştık” diye ekleyecekti.
hollanda ilk 80 saniye top göstermedi ve öne geçti
maç öncesi alman taraftarlar, “biz bonhof’u tanıyoruz, cruyff da kim?” diye pankartlar açarak, hollandalılara gözdağı veriyorlardı. ama ingiliz hakem jack taylor’un çaldığı düdükle başlayan maça hollanda çok hızlı girdi. topun hakimiyetini sağlayan hollandalılar, tek bir alman futbolcusunun değmesine izin vermeden topu kendi aralarında tam 15 kez dolaştırdılar ve almanlar’ı paniğe uğrattılar. 80. saniyede orta sahada “sarı fare” cruyff topu aldı ve markajcısı berti vogts’u geçerek süratle alman ceza sahasına girerken, alman hoeness yetişti ve cruyff’u çelmeleyerek durdurabildi.
beckenbauer: “ingilizsin.tabiki..” jack taylor : “apaçık penaltıydı ”
ingiliz hakem jack taylor tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi ve final maçında penaltı çalan ilk hakem oldu. atışı kullanan neeskens, ortaya sert ve düzgün vurdu, sağ köşesine yatan sepp maier’i mağlup etti ve portakalları 1-0 öne geçirdi. franz beckenbauer, hakem taylor’a itiraz ederken, “tabiî ki vereceksin. sen ingilizsin” diyordu. ingiliz hakem jack taylor da bu penaltı için, “apaçık penaltıydı” demişti.
breitner : “felce uğramıştık ama bunu farketmediler”
batı almanya şaşkındı. daha 1.dakikada golü yemişlerdi ve bir süre panikleyip, bocalayacaklardı. cruyff’u durdurmakta zorlanan vogts, sarı kart görmüştü ve ilerde gerd müller, rijsbergen’in kıskacından kurtulamıyordu. kaleci maier bu durumu şöyle özetliyordu: “gerçekten turnuvanın en iyi takımıydılar. bizden de iyiydiler. ama kibirliydiler. ilk golü atıp öne geçince rahatça 2’ye, 3’e ulaşırız düşüncesindeydiler.”
kırlangıç holzenbein penaltıyı yarattı
dakikalar ilerledikçe almanlar kontrolü sağladı ve orta sahadan overath ve bonhof’la oyun şekillendirip, hollanda’yı yarı sahalarında durdurmayı başardılar. 25.dakikada sol kanattan holzenbein, topu aldığı gibi ceza sahasına daldı. rijsbergen’i geçmek üzereyken, wim jansen bu kez penaltı yaptırmalarıyla ünlü holzenbein’ı düşürdü ve hakem taylor ikinci kez penaltı düdüğünü çaldı. oysaki tribünden maçı izleyen herkese holzenbein’ın düşüşü kırlangıcın suya atlaması gibi gelmişti. hollandalılar haklıydılar ve hakeme itiraz ediyorlardı.
beckenbauer: “bu holzenbein’ın özelliği” maier : “penaltı değildi ama holzenbein bu işi çok iyi biliyor”
holzenbein’ın düşüşüne kendi takım arkadaşları bile inanmıyorlardı. bunu takım kaptanı franz beckenbauer “bu holzenbein’ın özelliğiydi” ve kaleci sepp maier de “penaltı değildi ama holzenbein bu işi çok iyi biliyordu” sözleriyle kanıtlıyorlardı. pozisyonda yerde kalan holzenbein ise maçtan sonra penaltı için, “eğer bir ingiliz hakem, alman milli takımı’na penaltı çalıyorsa bu doğrudur” diyerek ilginç açıklama yapmıştı.
almanlar beraberliği sağladı
penaltı vuruşu için breitner topun başına geçti ve kaleci jongbloed’in kıpırdamasına dahi imkan vermeden, topu sol köşeye yollayarak batı almanya’ya beraberliği getirdi. golden 4 dakika sonra bu kez berti vogts, ileri çıktı ve holzenbein’la girdiği verkaç sonucu kaleci jongbloed’le karşı karşıya kaldı. ama jongbloed mükemmel bir kurtarış çıkardı ve almanları galibiyet golünden etti.
rep karşı karşıyayı kaçırdı müller ustalığını konuşturdu
40. dakikada bu kez hollandalı johnny rep, maier’le karşı karşıya kaldı ama topu maier’in üstüne nişanladı ve maçın dönmesine neden oldu. çünkü dakikalardır hoeness, grabowski ve holzenbein, hollanda kalesinde tehlikeli oluyorlardı ve hollanda defansını bunaltmışlardı. 44.dakikada bonhof sağ çizgiye indi ve karşısındaki krol’a çalımı bastıktan sonra, ceza alanı içindeki müller’i gördü. 1970’in gol kralı müller, ustalığını konuşturdu ve topu yavaş da olsa kalecinin uzanamayacağı yere gönderdi ve münih olimpiyat stadı’nı ayağa kaldırdı. devre bittiğinde cruyff, hakem taylor’a penaltıyı nasıl verdin dercesine itiraz etti ve sarı kart gördü. ikinci yarı hollanda bunalttı
ikinci yarıya hollanda rensenbrink-rene van de kerkhof değişikliğiyle başladı ve almanya kalesine saldırmaya başladı. defansa çekilen batı almanya çok bunalıyordu ama gününde bir maier, franz beckenbauer ve schwarzenbeck etkili savunmalarıyla geçit vermiyordu.72.dakika van de kerkhof’un ortasına kale dibinden nefis bir vole vuran suurbier’in şutunu maier müthiş çıkardı.75’de bu kez suurbier, johny rep’e harika bir pas çıkardı ama rep, kale dibinden topu dışarı attı.
almanların yüreği ağızlarına geldi
maçın bitmesine 5 dakika kala ceza sahası dışında topla buluşan neeskens köşeye doğru yerden, çok sert bir şut çıkardı. tribünlerdeki binlerce alman taraftarın yürekleri ağızlarına geldi ama top direği yalayarak auta gitti.
maier: “saate bile bakamadım”
hollanda’nın ikinci yarı baskısını arttırmasından en çok etkilenen isim alman kaleci maier’di. maier, 2 net golü önlemişti ama hollandalılar pes etmiyorlar ve kale önünde tehlikeli olmaya devam ediyorlardı. kaleci maier, o dakikalarda nasıl zorlandığını şu sözlerle tarif ediyordu : “hollandalı futbolcular ikinci yarı üzerime geldiklerinde gol atmak için her şeyi yaptılar, bizi zor durumda bıraktılar. son 20 dakikada saate bile bakacak vaktim olmadı. 5 dakika bana 3 saat gibi geldi”
batı almanya 2.kez
ama maçın son düdüğü çaldığında almanlar, hollanda’ya direnmişlerdi ve istediklerini almışlardı. bu, 1954’ten sonraki ilk zaferleriydi. ikinci yarıda futbolseverlerin beklediği hollanda golü bir türlü gelmemişti ve batı almanya helmut schön yönetimindeki 2. dünya kupası finalinden ilkini kazanmıştı. seremonide yeni kupa, kayzer franz beckenbauer’in ellerinde yükseldi.
ilk basımı 2004 yılında olan halit kıvanç'ın "futbol! bir aşk..." kitabından;
almanya'daki 1974 dünya kupası finallerini tribünde izleyenler arasında bir kadın seyirci vardı ki... dünya medyası tv kameralarıyla, fotoğraf makineleriyle hep onu kovalıyordu. kim mi? yüzyılın güzeli... elizabeth taylor... "liz"...
ilk basımı 2002 olan "dünya kupası" kitabında cem tosyalı'nın "dünya kupası ve hakemlik" başlıklı yazısından;
1974 dünya kupası almanya-hollanda finalinde hakem jack taylor tam başlama düdüğünü çalacakken uyarıldı. "sayın taylor. korner bayrakları yok!"
törenler için yerinden çıkarılan köşe bayraklarının tekrar yerleştirilmesi unutulmuştu. belki de bu durum maç başladıktan sonra yani 1.dakikada hollanda'nın kazandığı penaltıdan sonra fark edilseydi, maç yarıda kalabilir ve yeniden oynanması gerekebilirdi.
ilk basımı 2002 olan "dünya kupası" kitabında akif kurtuluş'un "'74, '78 ve dükut-der'in şanlı mücadelesi" başlıklı yazısından;
"konu mankeni" sokağımız, o yılın haziran ve temmuz ayı boyunca, polonya, almanya ve hollanda taraftarlığı arasında ciddi bölünmelere tanık olmuş, her maçtan sonra mehmet akif ilkokulu'nun bahçesindeki minyatür maçlarda, bu üç takım arasında turnuvalar düzenlenmiştir. rakip takımın kuvvetli olduğunu görünce "yaa bıraak olum, ben aslında hollandalı'yım" diyen yavşak almanlara da rastlanmıştır. neeskens, maocu breitner, keltoş lato, szarmach, gadocha, götten (bu almanca bir sözcüktür) bacak müller, imparator beckbenbauer, rep adları o maçlarda paylaşılmış; ama bir ad, üzerinde marka ve patent hakkı açısından ciddi sürtüşmelere vesile olmuştur: cruyff. kupayı kazanan mahalledeki almancıların bile hakkını teslim ettiği bir takım ve bir isim varsa, finalde kaybetmiş hollanda ve cruyff tur. benim de ayinlerine katıldığım tarikatın takımı ise tartışmasız polonya'dır. o nedenle, minyatür kale maçlarımızda, "takım dizilişi"ndeki pozisyon akrabalığımdan, bu maçlarda szymanowski "mahlasını kullandığımı eklemeliyim. isterseniz o geri dörtlüyü burda hürmetle analım: szymanowski, gorgon, zmuda, musial.